Anasayfa
Çalışmalar
 

Belge Haziran 2008

Kıbrıs’ta artık inisiyatif bizde, bağımsız KKTC şimdi çok daha yakın

Türkiye Gazeteciler Federasyonu tarafından organize edilen 'AB’yi Türkiye'ye getirme. Bir Avrupa gazeteciliği ağı' eğitim projesinin seri video konferanslarının ‘Kıbrıs’ konulu toplantısı, Ankara British Councile Konferans Salonu’nda yapıldı. ‘Türkiye örneğinde müzakere sürecinin sıcak konuları’ başlığı altında, Birleşmiş Milletler tarafından çözülmeye çalışılan Kıbrıs konusunun Avrupa Birliği sorunu haline getirilmesinin sonuçları tartışıldı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Süleyman Ukav’ın direktörü olduğu programda Bükreş-Ankara-İstanbul arasında kurulan sistem ile Ankara'daki katılımcılar İstanbul ve Bükreş'te bulunan uzmanları sesli ve görüntülü olarak izleyerek, sorular sordu. Toplantıya, Türkiye genelinden 32 yerel gazeteci katıldı. İstanbul’dan video konferansa katılan İngiliz gazeteci ve Uluslararası Kriz Grubu (International Crisis Group) Temsilcisi Hugh Pope, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak hazırladıkları raporu anlattı. Hatırlarsınız, Kriz Grubu’nun finansörü olan dünyaca ünlü spekülatör George Soros, 15 Haziran 2005’te Başbakan Erdoğan’la görüşmüştü. Soros, Başbakan Erdoğan’a dünyada kriz yaşanan ve demokrasi dışında yönetimlerin görüldüğü ülkelere demokratik kültürü yerleştirmek amacıyla faaliyette bulunduklarını anlatmıştı. Görüşmenin başında Ortadoğu konuşulmuş ancak sözün sonuna gelince ‘Kıbrıs’ ağırlık kazanmıştı. Soros, hazırlayacakları ‘Kıbrıs Raporu’ için Erdoğan’dan görüş almıştı. Soros’un temasları sonrasında Ocak 2008’de Kriz Grubu, ‘KIBRIS: BÖLÜNMEYE GİDEN YOLU TERSİNE ÇEVİRMEK’ başlıklı raporunu yayınladı. Rumların, 1878 yılından beri Kıbrıslı Türklerin adadaki varlıklarını bile kabul etmeyen tavırlarını dikkate almayan rapor, Türkiye'nin Rumların korkularını hafifletecek tüm yolları araştırması gerektiği vurguluyordu. Ankara’da dinlediğimiz temsilci Pope, yaklaşık bir buçuk saatlik konuşmasında Kıbrıs’ta bir bölünme olmaması gerektiği konusunda bütün gazetecileri iknaya çalıştı. Güney Kıbrıs’ın AB’ye tam üye yapılmasyla Kıbrıs sorununun çözümlenemez bir noktaya getirildiğini kabul eden Hope, bölünme karşıtı bütün tezlerini ortaya koydu, raporun detaylarından bahsetti. Hope bahsetmedi ama, söz konusu raporun aslında en dikkate değer noktasını bölünme alternatifi oluşturuyor. Çözüm çabalarının başarısız olması durumunda alternatifin muhtemelen ‘bölünme’ olacağı görüşüne yer verilen raporda, çözüm bulunamaması halinde, yerel çevrelerce ‘Tayvanlaştırma’ olarak nitelenen sürecin kaçınılmaz biçimde hızlanacağı ve bunun da bölünmeyi pekiştireceği belirtiliyordu. (Bkz. Dipnot: 2) Renkli devrimlerin yön vericisi Soros’un ekibinin hazırladığı rapor bir tarafa, Kıbrıslı Türkler şimdiye kadar AB’ye girmek, ancak siyasi eşitliğe sahip iki bölge ve iki toplumlu yeni bir devlet olmak istiyorlardı. Şimdi ise Kosova örneğinin dikkatle takip edildiği süreçte, bağımsızlık fikrinin dünyada destek bulacağını düşünüyorlar. (Bkz. Dipnot: 1) Nüfusunun bir kısmının Avrupa haklarına sahip olmayan Avrupa vatandaşları olarak muamele görmesini kabul eden Güney Kıbrıs, tüm dünyanın gözü önünde bu duruma seyirci oluyor. Rum kesiminde Şubat ayındaki başkanlık seçimlerini kazanan Komünist Parti lideri Hristofyas’ın federasyon kavramında, siyasi eşitlik bulunuyor, ancak Türklerin yönetime ortak olmasını kabul etmiyor. Türk askerinin gitmesini, anavatan Türkiye’yi kapı dışarı etmeyi istiyor. Hristofyas’ı yakından tanıyan Kıbrıslı Türkler, öngörülen federasyon yapısının neresinde ‘eşit haklara sahip ortak’ olacakları konusunda tatmin olmuş değiller. Gelişen süreçte, Türkiye’nin alternatif olarak iki ayrı devlet politikası için mücadele vermesi önem kazanıyor. Şu anda ise Birleşmiş Milletler'in başlattığı yeni çabalarla ilgili takvim takip edilecek. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Dimitri Hristofyas, çözüm için kolları sıvamış bulunuyor. Talat, Rum lider Hristofyas'a ilk görüşmelerinde, "Yoldaş, ya Kıbrıs sorununu çözeceğiz ya da bölünmeyi mühürleyeceğiz." Diyerek yol haritasını çizmiş oldu. Kıbrıs'ta yeniden başlayan çözüm sürecini Türkiye, yakından izliyor. 21 Haziran'da başlaması kararlaştırılan müzakere sürecinin altyapısını hazırlamak üzere oluşturulan 6 çalışma grubu ve 7 teknik komite bakalım nasıl bir perspektif ortaya koyacak. Bu komitede haftada iki kez toplantı yapılıyor. Sağlık, çevre, kültürel miras, ticaret, toprak, mülkiyet, yönetim gibi başlıklar etrafında taraflar birbirinin pozisyonunu değerlendiriyor, sorunlar, faklılıklar giderilmeye gayret ediliyor. Buraya kadar herşey yolunda gibi ancak Annan Planı gündeme gelince fırtınalar kopuyor. Türk tarafı planın çözüme temel alınmasına olumlu bakarken, Rumlar bunu asla kabul etmiyor. Türkiye’de, iktidar partisinin kapatılması istemiyle açılan davayla başlayan olumsuz siyasi sürecin Kıbrıs’a yansıması endişe verici. Her şeye rağmen, Kosova'nın bağımsızlığının tanınması ve Rus lider Vladimir Putin'in Batı'ya neden KKTC'nin 40 yıldır tanınmadığını hatırlatması unutulmuş değil. Komitelerde, Kıbrıs Türk tarafı, teknik komitelerin çalışmasını sonlandırmak, Rum yönetimi ile eşit düzeyde işbirliği yapmayı hedeflerken, Rum çalışma grupları ise adanın tümüne el koymayı hedefliyor. Fotoğraf gayet net. 2004 referandumuyla Türk tarafı, dünyaya kendini ispatlamış, çözüm için kilidi açmıştı. Bu durumda zaman bizden yana işledi. Rum tarafının tavrı ve AB’nin hatası unutulmayacak bir hataydı. Şimdi köşeye sıkışan Rumlar, adanın birleşmemesi durumunda bölüneceğinin farkına vararak oyalama politikasını işletmeye çalışıyorlar. Kosova örneği, hukuken bölünmüşlüğe imkan tanıyan önemli bir dayanak olarak karşımızda duruyor. KKTC’nin bağımsızlık meşalesini yakma zamanı geliyor. KKTC, Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi kararıyla 1983’te bağımsızlığını ilan etmişti. Şimdi parlamentonun, ilan edilen bağımsızlığı referanduma götürme yetkisi bulunuyor. 2004 yılındaki referandumda BM ve uluslararası hukuk tarafından siyasal ve hukuksal bir varlık olarak tanınan Kıbrıs Türkleri, bağımsızlıklarını tescil ettirme hakkına sonuna kadar sahiptir. Diplomatik çerçevede, Kıbrıs’ta inisiyatif Türk tarafına geçmiştir. İnanıyoruz ki başarılı dış işleri uzmanlarımızın yapacağı stratejik diplomasi girişimleri olumlu sonuç verecek, bu girişimler Türkiye’nin AB üyeliğine de dinamik bir katkı sağlayacak. Gelecekten ümitliyiz. Bağımsız KKTC, şimdi çok daha yakın.

DİPNOT: (1) Kosova, Balkanlar'da, Sırbistan, Karadağ, Makedonya ve Arnavutluk devletlerine sınırı olan, cumhuriyet rejimiyle yönetilen devlet. 1999 ile 2008 yılları arasında Birleşmiş Milletler idaresinde bir bölge olan Kosova, 17 Şubat 2008 tarihinde Türkiye saati ile 16.39´da tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etti ve dünyanın son bağımsız ülkesi sıfatı, 21 Mayıs 2006 Pazar günü yapılan referandumda çıkan % 55.5’lik evet oyu ile ise bağımsız olan Karadağ'dan sonra Kosova'ya geçti. Kosova'da bağımsızlık ilanının ardından, denetim, Birleşmiş Milletler'den Avrupa Birliği'ne geçti. Kosova ile Sırbistan arasında sınır oluşturuldu. Kosova'daki Avrupa Birliği temsilciliği, bundan sonra Uluslararası Sivil Temsilcilik adı altında hizmet vereceğini açıkladı. Böylece Birleşmiş Milletler'in de 1999 yılından bu yana Kosova'da üstlendiği yönetim sona ermiş oldu. Kosova'da Avrupa Birliği ülkelerinden bin 900 polis ve yargı mensubu görev yapacak. Kosova'yı ilk tanıyan Amerika Birleşik Devletleri, ikinci tanıyan Arnavutluk olmuştur. Türkiye, İngiltere ve Afganistan da Kosova'yı tanıyan ilk ülkelerdendir. Sırbistan Türkiye'ye tanıma ile ilgili olarak nota vermiştir. Bunların haricinde Almanya da Kosova'nın bağımsızlığını tanımıştır. Macaristan, ve Avusturya tanıyacağını açıklamıştır. Bu bağımsızlığı tanımayacağını ilan eden Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, Sırbistan ve Rusya´ya göre burası hâlen Sırbistan´a bağlı özerk bir bölgedir. Ve şimdi de Kosova'yı tanıyan ülkeler arasına Japonya ve Gürcistan'da katılmıştır.

(2) Tayvan: Çin Cumhuriyeti yönetimi altındaki topraklardadır. Tek Çin politikası uyarınca 1971'de Birleşmiş Milletlerin Çin Halk Cumhuriyeti'nin kabulü ve çoğu devletin Tayvan'ı tanımaktan vazgeçmesi Çin Cumhuriyetini dış ilişkiler alanında zor durumda bırakmıştır. Tayvan 1970'lerden bu yana, BM ve WHO, UNESCO gibi çeşitli BM kuruluşlarına yeniden katılabilmek için büyük bir çaba içerisindedir. Tayvan, Olimpiyatlar gibi uluslararası organizasyonlara ise Chinese Taipei ismiyle katılmaktadır. Günümüzde ise diplomatik olarak Çin Cumhuriyeti'ni tanıyan çoğu Afrika ve Orta Amerika'daki küçük ülkelerin dahil olduğu 25 ülke vardır. Buna karşılık pek çok ülke Tayvan'da yarı resmi temsilciliklerle (Örneğin, ABD Amerikan Kültür Derneği tarafından) temsil edilmektedir. Türkiye’de Tayvan'ı resmen tanımayan ülkeler arasındadır. Ülkemizi Taipei’deki ‘Türk Ticaret Ofisi’ temsil etmektedir. Buna karşılık Ankara’da Çin Cumhuriyetini temsilen ‘Taipei Ekonomi ve Kültür Ofisi’ faaliyet göstermektedir.  

© Özel Rapor 'Basın Meslek İlkeleri'ne uymaya söz vermiştir. İletişim Bilgileri: Musa Kirazgiller GSM: 0.537 609 13 58 E-posta: musakirazgiller@hotmail.com